Ahmet AK (İstanbul - 1982)

“Öncecilik, üstünlük” kelimeleriyle karşılamaya zorlasak bile “karar verme yetkisi” anlamına gelen, “gerekli kararları almayı bilen kişinin niteliği” olarak da tanımlanan İNİSİYATİF yaşamımızın ne kadar içindedir?  

     İnisiyatif yanlış yazılma etkisi ya da baskısı altında kalan kelimelerden biridir. Daha çok “insiyatif” olarak yazılır ama doğrusu başlıkta da yazıldığı gibi “inisiyatif” olanıdır.  
     *
     Yazımda asıl anlatmak istediğim bu değil tabii ki!
     Karar verme yetkimizin elimizden gittiği, güncel yaşamda karşı karşıya kaldığımız durumlardır elbet bizi huzursuz eden…
     Çağımız çekingenlik devri değil, girişkenlik çağıdır. Cesaretle ileri atılmak, girişmek, müteşebbis olmak, inisiyatif kullanmak çağın gereği olmuştur.
     Ölçüyü kaçırmayan; geleceği önceden görebilen ve sınırı doğru çizmeyi bilen, düşünme gücünü kullanan inisiyatif sahipleri, ölçülü olmasını ve sınırda durmasını da bilirler...
     *  
     Sözlerini ve davranışlarını zekâsının kontrolüne alan girişkenler, üstlendikleri görevi daha rahat ve kolaylıkla yaparlar. Kimseyi sıkmadan, üzmeden işlerini takip eder ve başarıya ulaşırlar. Zekâ, kişinin gerek sorunları çözerken, gerek çevreye uyum sağlarken var olan tüm yetenek ve becerilerini kullanması ile ortaya çıkan düzeydir.
Günlük yaşamda zekâ, genelde tek bir yetenek veya becerinin sivrilmesi biçiminde anlaşılır. Bu hatalı bir düşüncedir. Çünkü zekâ; algılama, öğrenme, düşünme gibi pek çok yetenek ve becerinin birlikte kullanımı ile kendini gösterir.
     Azmeden ve aklını kullanan inisiyatif sahipleri, yüklendikleri görevi zor da olsa, imkânsız da sanılsa başarıyla yürütür ve yüz akı ile sonuca varırlar. Bunlar, az sözden çok şey anlarlar. Eksik bulduklarını kendi yargı güçleriyle tamamlarlar. Araştırırlar, incelerler. Kendi yollarını kendileri bulurlar. Yol üzerindeki engelleri aşar ve istenilen yere ulaşırlar.
     *
     İnisiyatif sahibi olmaya örnek olarak verilen GARCIA'YA MEKTUP klasiği dikkate değer:  
     Bu, eski bir mektup hikâyesidir. Her ülkede ve her devirde, günlük gazetelerin ve dergilerin fıkra yazarlarına konu olmuştur. 1898 yılında, Amerika - İspanya savaşı başlayınca, İspanya sömürgesi olan KÜBA milliyetçileri bunu fırsat bilerek isyan ederler. O günkü Amerika Başkanı Mc Kinley, isyan eden halkın lideri General GARCIA ile temas kurarak ona yardımcı olmak ister. Fakat Garcia, Küba'nın dağlarından birine sığınmıştır, yerini bilen yoktur.
     Amerika Başkanı, çok önemli bir mektubu Garcia'ya ulaştırmak kararındadır.
     Mektubu götürecek gözü pek birini arar.
     Fakat Başkan ilk gelenleri kovar.
     Çünkü bunlar; "Acaba kendisini nerede buluruz? Ne yoldan götürelim?" gibi sorularla bilgi almak isterler.
     Oysa yerini Başkan da bilmemektedir.
     Sormadan görevi yüklenecek yetenekli birine ihtiyaç vardır...
     Nihayet, Yüzbaşı Rovan'ı gönderirler. (Çavuş Rovan diye yazanlar da vardır.)
     Başkan, Rovan'a: "Al bu gizli mektubu, Küba'ya götürüp Garcia'ya ver!" der.
     Rovan, "Başüstüne" diyerek mektubu alır, bir keseye kor ve kalbinin üstüne yerleştirir.
     Mektubun nereye gideceğini ve nasıl gideceğini sormadan almış ve götürmüştür. Görevi verene bir şey sormamıştır. Fakat görevi yapmaya kararlı olarak yollara düşmüştür.
     Sormamıştır ama elbette kendi kendine düşünmüştür. Kendi inisiyatifiyle araştırmış, sorup soruşturmuş, bilgi toplamış, gideceği yolu kestirmiştir.
     Yolu üzerindeki engelleri göğüslemiştir...
     Rovan, ne yapmış etmiş, Küba dağlarında, ormanlık alanda gizlenen ihtilalcileri bulmuş ve mektubu Garcia'ya vermiştir.
     Olay basit fakat anlamı geniş ve derindir.
     Hikâyeyi anlatan ELBERT HUBBARD önemli yorumlar yapmaktadır. Bizim eğitim bilimcilerimiz de konuya yorumlar getirmişlerdir:
     Çok önemli bir mektup alınıyor, götürülüyor, ihtilalcilerin liderine veriliyor.
     Ancak, nerede bulunacağı ve nasıl gidileceği söylenmiyor.
     Kendi inisiyatifi ile bir çıkış yolu bulan görevli, tek başına yollara düşüyor. Sahillere yanaşıyor, dağlara tırmanıyor, ormanlarda dolaşıyor, güçlüklere karşı koyuyor...
     Aradığını buluyor ve görevini yapıyor...
     Bu, öyle kolay olmamıştır. Sızlanmadan ve şikâyet etmeden görevi kabullenmiş, kendine güvenmiş, aklını kullanmış, zorluklara katlanmış ve sonunda başarıya ulaşmıştır.
     *
     Bugün bütün dünya, Garcia'ya mektup götürecek insanları arıyor...
     Garcia'ya mektubu anlatan yazar Elbert Hubbard'ın makalesi New York'ta milyonlarca basılarak herkese dağıtılmıştır. Rus-Japon savaşı sırasında, makale Rusçaya çevrilmiş ve cepheye giden her askere birer nüsha verilmiştir. Japonlar, bu makaleyi Rus askerlerinin üzerinde bularak okumuşlar, faydalı olduğuna inanarak tercüme etmişler, bastırarak çoğaltmışlar, sivil ve asker bütün yurttaşlarına dağıtmışlar.
     Amaç basit:
     Garcia'ya mektup götürecek adamı yetiştirmek...

 

 

 

Cumhuriyet devrinde Maliyemiz, üstünde çok çalışılmış bir konudur. Yüzyılların aksaklıklarının giderilmesi ve zamanın getirdiği esasların yerleştirilmesi, büyük emeklerle olmuştur ve daha çok emeklere ihtiyaç vardır.  Maliye Okulu gençlerinin, Maliyemizi ehliyetle işletip ilerleteceklerine inanıyorum. 06 Şubat 1947 İsmet İNÖNÜ